Geçenlerde bir arkadaşım anlattı. İstanbul'un kuzeyinde, o meşhur, lüks diye bilinen sitelerden birinde oturuyor. Diyor ki, "Fatih, eskiden 'iyi yaşadım' denince akla, bir dünya turu, Boğaz'da yalı, bilmem ne gelirdi. Şimdi ise, elektrik kesintisi olmadan bir akşam geçirmek, internetin kopmaması, bir de trafik yüzünden iki saat yolda kalmamak..." Hadi canım sen de! Dinledim, kahvemi yudumladım. İyi yaşam mı? Bu mu yani 2026 Türkiyesinde iyi yaşam tanımı? Beklentiler o kadar dibe vurmuş ki, normal olanı lüks sanmaya başlamışız. Eskiden "iyi yaşadım" diyen adam, belki şarap kavını doldurduğunu, belki yurt dışındaki özel bir restoranda yemek yediğini anlatırdı. Şimdi, faturaları ödeyip kafanı yastığa rahat koymak mı oldu ölçüt? Bu iyi yaşamak değil, bu hayatta kalmak. Ama bakıyorum etrafa, bu tanım giderek yayılıyor. Hele o sosyal medyada gördüğüm "mutluluk" paylaşımları yok mu? Küçük bir kahve fincanı, yanına bir dilim bayat kek, "bugün de iyi yaşadım" falan. Pes doğrusu. İyi yaşam, vasatlığa razı olmak değildir. İyi yaşam, kaliteden ödün vermemektir. Ben sana o keki yedirsem, o zaman anlarsın iyi kekin ne olduğunu. Hayat, sadece faturalardan ve trafiksiz yollardan ibaret değil arkadaş. Hayat, damak tadıdır, vizyondur, entelektüel derinliktir. Ama şimdi herkesin derdi, "günü nasıl bitiririm?" olmuş. Peki bu durumda, iyi yaşamı yeniden tanımlarken, aslında neyi gizliyoruz? Kendi sıradanlığımızı mı? Yoksa bize dayatılan bu yeni "normali" mi? İyi yaşam, bir standardın ötesidir. Standartların bu kadar düştüğü bir yerde, iyi yaşamdan bahsetmek, sadece kendi kendini kandırmaktır. Bir daha düşünün bakalım, gerçekten "iyi" mi yaşıyorsunuz? Yoksa sadece, bir şekilde yaşıyor musunuz?