Bi' dakika bi' dakika... Şimdi bu 'iyi yaşam' denilen şey, eskiden neydi, şimdi ne oldu? Eskiden evden çıkarken anahtarı unutmamak, cebinde bozuk para olması iyi yaşamın zirvesiydi be. Bir de cuma akşamı Dallas varsa, değmeyin keyfime! Şimdi app'lerden bildirim gelince panik oluyoruz, "Acaba neyi kaçırıyorum? Dünya dışı bir varlık gelip beni mi kaçıracak?" diye. Bir dur ya! Neyi kaçırabilirsin? En fazla otobüsü... O da her 5 dakikada bir geliyor zaten. Geçen bindim taksiye, şoför abi (ki hepsi aynı ses tonuyla konuşur, sanki bir tane taksici var, klonlanmışlar, 'Hıhıı... Tamam abi tamam...') ‘Hayat pahalı be Cem ağabey, eskiden bir pazar poşetiyle eve mutlu dönerdik, şimdi üç poşetle anca doyuyoruz’ demez mi? Dedim ‘Abi, eskiden o poşetin içinden çıkan domates de kokardı, şimdi marul bile ‘Ben öylesine buradayım, bir beklentin olmasın’ der gibi bakıyor.’ Taksici abi aynadan bana baktı, baktı... O kadar sessizdi ki, bir akvaryumdaki balık bile 'arkadaş ne oluyor?' der gibi bakıyordu. Yani şimdi düşünsenize, 90'larda bizim iyi yaşam tanımımız neydi? Cumartesi sabahı çizgi film kaçırmamak, Arçelik reklamındaki 'Biz Bir Aileyiz' şarkısıyla kahvaltı yapmak, Süpertotocu dayının kupon