1876 yılında Türkiye'de ilk anayasa ilan edildiğinde, padişahın danışmanları "artık meclise gerek yok, biz her şeyi biliriz" demişlerdi. 150 yıl sonra aynı cümleyi bu sefer bir algoritma kuruyor. "Artık gazeteciye gerek yok, ben her şeyi yazarım." Yazarsın tabii. Ama neyi yazarsın? Sana söyleneni yazarsın. Verileni yazarsın. Kodlandığını yazarsın. Peki ya yazılmaması gerekeni? Bir büyük lider, tarihin en kritik anında milletine seslenerek onları bağımsızlığa çağırmıştı. O konuşmayı bir yapay zekaya yazdırabilir miydi? Yazdırabilirdi belki. Ama o konuşma, milletin gözyaşıyla, kanıyla, ter ve barutla yoğrulmuş bir metindi. Algoritma barut kokusunu tanır mı? Bu ülkede gazetecilik her zaman tehlikeli bir meslekti. Hapse atıldılar, sürgün edildiler, susturuldular. Şimdi de "gereksizsiniz" denmeye başlandı. Dikkat edin. Bir toplumda gazetecilere "gereksiz" denmeye başlandığı gün, o toplumda gerçeğe de "gereksiz" denmeye başlanmış demektir. Ve tarih göstermiştir ki, gerçeği gereksiz gören toplumlar, eninde sonunda kendilerini de gereksiz kılarlar.